Program İndir - Oyun İndir - Vista İndir - Komik Videolar - Youtube - Ödev İndir - Sms - Resimleri - Hikayeler - Müzik - Saglık- Dersi- İzle - Melodi - Msn - Şarkı Sözleri - Nokia Programları - Tema İndir -Aşk Şiirleri - Bedava -symbian s60

7/7/2007

Mısır Salatası

Malzemeler




Süre 15 dk.
Kaç Kişilik 4


1 adet donsurulmuş mısır
5-6 taze soğan
100 gram kornişon turşu
1 çorba kaşığı ayçiçek yağı
limon,tuz

 

Hazırlanışı
  • Dondurulmuş mısırları çözdükten sonra 10 dakika kadar haşlayalım.
  • Süzgeçten geçirip suyunu süzelim.
  • Diğer taraftan soğanları ve kornişon turşuları ince ince kıyalım.
  • Hepsini karıştırarak içine biraz yağ tuz ve limon ekleyerek mısırlara ilave edelim.
  • NOT:Kornişon,küçük salatalı turşusudur.

6/7/2007

Sanal Sevgili Tehlikesi

Sanal alemin sanal Casanova'ları birbirinden süslü cümlelerle kadınların gönlünü çeliyor. Oysa bunu zevk haline getirmiş erkekleri hayatlarına alanları büyük tehlikeler de bekliyor olabilir.

Sanal aşk iyi midir?

Evet ve hayır... Ancak bugünkü yazıda sadece “Neden hayır?”kısmını anlatacağız ki, dikkatli olasınız.

İnternet aşkları, bugüne kadar gördüğümüz aşk ilişkilerinden farklı boyutlar taşıyabilir. Özellikle de gerçekçilik boyutlarının dışına taşabilir. Bu nedenle birtakım sorunlara neden olabilir.

Sanal aşk bulmak kolaydır

Herhangi bir anda online olabilir ve konuşmak için pek çok kişiyi bulabilirsiniz. Bu bir anlamda güzel bir şans ama diğer yanda, siz kendiniz için düşünmeseniz de, karşınızdaki insanın binlerce kişiyle karşılaşması ve içlerinden birden fazla aşk seçmesi kolay ve olasıdır.

Yani dikkkat! Sanal aşk kalbinizi kırabilir, sizi incitebilir.

Sanal aşk bilinmezdir

Karşınızdaki kişi size kendisini nasıl tanıtıyorsa, onu öyle zannetme olasılığınız yüksektir. Bir yandan sizin nelerden hoşlandığınızı tespit edip, diğer yandan bu kılığa girmesi kolaydır. Çünkü görmediğiniz fiziği, gözleri, elleri, yüzü, size söylediklerini doğrulayacak ya da yalanlayacak durumda değildir.

Bu nedenle ilişkiye girmeyi hiçbir zaman düşünemeyeceğiniz birisiyle konuşuyor olabilirsiniz. Ve hatta evli ama kendini bekar tanıtan bir erkekle konulup vakit kaybediyor da olabilirsiniz.

Yani dikkkat! Sanal aşkınız zannettiğiniz erkek bir patates çuvalı olabilir.

Sanal aşk hızlıdır

Sanal aşk çok hızlıdır. Çünkü birbirini görmeyen insanların incinme olasılığının zayıflığı, ilişkiyi hızlı kılar. Ancak bu hız, evinizin sıcak güvenliği içinde umduğunuzun dışına çıkabilir. Normal zamanda ancak bir şeyler içmek için buluşmayı konuşacağınız bir sürede, online ilişkide seks hayatınızın detaylarını konuşuyorken bulabilirsiniz kendinizi.

Zaten belki de amacı sadece bu olanlar için online ortam daha elverişli.

Yani dikkkat! Roket hızıyla başladığınız ilişki, roket hızıyla olup bitebilir ve geriye sizin kırık kalbiniz kalabilir...

6/7/2007

kullandıklarımıza ihanet

Hepimizin hayatında bir türlü terk edemediği birçok yanlış alışkanlık olduğunu biliyoruz. İsraf da bu yanlış alışkanlıklarımızdan biri. Ve yazık ki köylü-kentli, zengin-fakir, hepimizin hastalığı.

Hayatın hemen hemen her alanında israfdan sözedebiliriz. Zaman israfı, mal israfı, emek israfı, yetişmiş insan israfı vs... Örnekleri çoğaltmak mümkün.

Bir israf yarışı!.. Bu nedenle kirleniyor çevre. Bu nedenle ölüyor tüm canlılarıyla doğa ve tüm kaynaklarıyla dünya. İnsanlar bir yandan üretiyor, bir yandan da hızla israf ediyor. Büyük bir sorumsuzlukla, savurganlıkla yaklaşıyoruz yaşadığımız dünyaya. Tüm kaynakları sömürüyoruz adeta.

Öyle ki elbirliğiyle israf ederek tükettik herşeyi!

Doğru Tüketim Bilinci

İnsan, kendisine emanet olarak verilmiş bulunan her türlü imkanı meşru sınırlar içinde elde etme ve kullanma sorumluluğu taşır. Bitki ve hayvanlar doğal dengeyi bozmadan ihtiyaçlarını giderirler. Oysa insan, tüketim sınırlarını alabildiğine genişletmek için çaba harcar. Yeraltı, yerüstü kaynaklarını adeta sömürür. Buna bağlı olarak, israf zenginliğin bir sembolü olarak görülmekte.

Halbuki inancımız, kanaatkârlığın, ölçülü bir hayat sürmenin asıl zenginlik olduğunu bildirir bizlere. Efendimiz (A.S.), Ehli Beyt ve Ashab, imkanları olduğunda bile, sınırsız tüketimden kaçınmışlardır. Hatta Hz. Ömer (R.A.)’in, halifeliği döneminde yamalı elbiseyle dolaştığını bilmeyenimiz yok gibidir. Peygamberimizin sevgili kızı Hz. Fatıma validemizin mütevazi hayatı da dikkat çekici bir örnektir.

İsrafı bir kelimeyle tanımlayabilir miyiz? Evet, bir vurdumduymazlıktır israf! “Bir damladan ne çıkar deriz”. Halbuki düşünmeyiz musluktan damlayan sular barajları tüketir. Saniyede bir damla su, ayda bir ton demektir. Bu hesap bir musluk için. Bir de birçok evde bozuk musluk olduğunu düşünün. Sonucun hiç de iç açıcı olmadığını görürüz.

Hz. Peygamber (A.S.), ırmakta abdest alan sahabiye suyu israf etmekte olduğunu söyler. Sahabe: “Ey Allah’ın Rasulü ırmaktan abdest alırken de su israf olur mu?” diye sorar. Ölçüyü yine Peygamberimiz koyar: “Evet ırmak da olsa, su israf olur” buyurur. Halbuki çoğumuz abdest alırken ya da diş fırçalarken suyun akıp gitmesini önemsemeyiz.

Bir şükürsüzlüktür israf! Rabbimizin bizlere bahşettiği nimetlerin, verdiği zenginliğin şükrünü yaşayışımızda da göstermemiz gerekmez mi? Bunun için verileni doğru zamanda, doğru yere harcamalıyız. Toplumun zararına tüketim ve harcama yapmamak, hem Rabbimizin bizden isteği, hem de başkalarının haklarına saygının bir gereği.

Ülkemizde her yıl milyonlarca liralık ekmek çöpe atılıyor. Yalnızca ekmek mi? Tonlarca yiyecek, giyecek cabası. Yoksul ne gözle görüyor? Evine bir ekmek götüremeyen baba, sıcak bir aş pişiremeyen anne için atılan en küçük bir parça bile ne kadar değerlidir. Yalnızca onlar için değil bizim için de değerli olmalı. Bizim küçümseyerek israf ettikle-rimize ulaşmanın, birçok muhtaç ailenin hayali olduğunu hatırdan çıkarmamalıyız. Rabbü’l Alemin “Yiyiniz, içiniz fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah müsrifleri sevmez” buyuruyor.

Ne Darlık, Ne İsraf

İnsanların hayatlarını sürdürmeleri için gerekli olan harcamalar israf sayılmaz. Ayrıca zorunlu olmamakla birlikte rahatlık ve kolaylık sağlayan maddeler için harcama yapılması da sakıncalı görülmemiştir. Ancak harcamalarda tedbirsiz davranarak, saçıp savurarak, kendini ve ailesini muhtaç duruma düşürmemelidir. Ev geçiminde de itidal esas olmalı. Ne kısmalı ne de israf etmeli, her aile reisi örfe ve varlığına göre ailesine mutedil bir bolluk sağlamalı.

İsrafla insandaki yardım duygusu da ölür. Kanaatsiz olur. Kanaatsizlikse çalışma arzusunu kırar. İnsanı dünya nimetlerini elde etmeye hırslandırır. Alınteriyle kazanmaktan uzaklaştırır. Kısa yoldan başkalarının sırtından kazanmanın yollarını arar. Böyle insanlar için hak-hukuk kavramları anlamını yitirir. Yoklukla karşılaştığı zaman sabredemez. İsyankâr olması kolaydır. Kısacası bir ahlâki yıkıma uğrar.

Yetenek İsrafı

İsraf değer bilmemekten doğar. Her alanda iyi yetişmiş uzmanlarımız ve üstün yeteneklere sahip gençlerimiz var. Bu insanları değerlendirmemek, köreltmek ve verimli olmayacakları sahalarda istihdam etmek de israftır. Yeteneği olmayan insanları da, belli yetenek isteyen meslek ve sanatlar için zorlamak da israftır. Aynı şekilde rabbani alimlerimize gereken edeb ve saygıyı göstermeyip, faydalanmamak da israftır. Kalbimizin rotası onların himmetleriyle istikamet bulur. Kendimizi onların manevi yardımlarından mahrum etmek, belki de kendi ebedi hayatımızı israf etmek olamaz mı?

Dinimiz sağlık ve zamanın israf edilmesini de insanlık için önemli bir kayıp olarak değerlendirir. Efendimiz (A.S.) bunun önemini şu sözleriyle belirtmişlerdir: “İki nimet vardır ki insanların çoğu bunların değerinden habersizdir. Bunlar sağlık ve boş zamandır.” Bizlerin bu nimetlerin kadrini bilip, ilim, ibadet, çevremize destek olma, yardım gibi hayır işlerinde harcamamız gerekir.

Eğitim mi, Terbiye mi?

İsrafa sebep olarak eğitim seviyesinin düşüklüğü gösterilir. Biraz dikkat edilirse bunun tam tersi olduğu görülür. İsraf zengin ve iyi eğitim almış çevrelerde daha fazladır. Ölçüsüz tüketimin refah ve mutluluğun sembolü sayıldığı bir eğitim anlayışı hüküm sürerken, insanların eğitimle israftan kaçınmasını nasıl bekleyebiliriz?

Genellikle, yeterli dini terbiye almış insanların diploma seviyeleri düşük de olsa titizlikle israftan kaçındıklarını görürüz. Sofralarındaki kırıntıları dahi çöpe atmaktan çekinen insanların bu davranışı inançlarından kaynaklanıyor. Bu örnekten de anlaşılacağı gibi, israfı önlemenin çaresi sadece eğitim değil, iyi bir dini terbiyedir. Her nimetin hesabının sorulacağı, müsrif insanın kendini bu sorumluluktan asla kurtaramayacağı anlayış ve terbiyesi, israfı engellemenin yegane yoludur.

Bu durumde bizlere düşen, kendimizi tartıp, tüketim alışkanlıklarımızda kimi örnek aldığımızı, nelerin etkisinde kaldığımızı bir daha düşünmek.

Çocuklarımıza olumlu tüketim alışkanlıklarını örnekleyerek kazandırmak. Onları reklamların ve cilalı ambalajların esaretine terketmek yerine, yediğimiz, içtiğimiz, kullandığımız herşeyin üzerimizde bir hakkı olduğu gerçeğine göre eğitmek. İhtiyacımızdan fazlasını tüketmenin, hem sağ-lığımız için, hem de yeryüzü kaynaklarının geleceği için ihanet anlamına geldiğini öğretmek.

Ve en önemlisi, şükür ehli bir nesil yetiştirebilmek.

3/7/2007

Demokrasi

Tanım Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Yunanca demos, yani halk zümresi, ahali ve kratia yani iktidar kelimelerinden türemiştir. Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan'daki filozoflar demokrasiyi eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde "ayak takımının yönetimi" gibi aşağılayıcı kavramlar kullanılmıştır. Fakat demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan devlet sistemi haline gelmiştir. Tanım Demokrasi, tüm üye veya vatandaşların, organizasyon veya devlet politikasını şekillendirmede eşit hakka sahip olduğu bir yönetim biçimidir. Yunanca demos, yani halk zümresi, ahali ve kratia yani iktidar kelimelerinden türemiştir. Demokrasinin ana yurdu olan Eski Yunan'daki filozoflar demokrasiyi eleştirmiş, o zamanlarda halk içinde "ayak takımının yönetimi" gibi aşağılayıcı kavramlar kullanılmıştır. Fakat demokrasi diğer yönetim şekillerinin arasından sıyrılarak günümüzde en yaygın olarak kullanılan devlet sistemi haline gelmiştir.

"Halkın halk tarafından, halk için idaresi" olarak tarif edilen demokrasi; "en iyi idare şekli olmamakla birlikte, kötü tarafları en az olan bir idare şekli" olarak da tanımlanmaktadır.

Demokrasi için;

• Çoğunluğun yönetimi
• Azınlık haklarını güvenceye alan yönetim
• Fakirin yönetimi
• Sosyal eşitsizliği yok etmeye çabalayan yönetim
• Fırsat eşitliği sağlamaya çalışan yönetim
• Kamu hizmetinde bulunmak için halkın desteğine dayanan yönetim gibi tanımlamalar da yapılmaktadır.

Demokrasi Tarihi
Demokrasi ilk olarak eski Yunanistan'da, şehir-devletlerinde uygulandı. Doğrudan demokrasiye çok yakın olan bu sistem Atina demokrasisi olarak anılır. Teoride bütün yurttaşlar mecliste oy verme ve fikrini söyleme hakkına sahipti fakat o günün koşullarına göre kadınlar, köleler ve o şehir-devletinde doğmamış olanlar bu haklara sahip değillerdi.

Orta çağda demokrasinin gelişme süreci içindeki en büyük olay İngiltere'de kralın yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlayan Magna Carta Libertatum'un (Büyük sözleşme) ilan edilmesidir. Bu belge doğrultusunda ilk seçimler 1265 yılında yapılmıştı. Fakat bu seçimlere, yapılan kısıtlamalar sebebiyle, halkın çok az bir bölümü katılabilmişti.

18. ve 19. yüzyıllarda demokrasi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurtdaş Hakları Bildirisi ile hızlıca yükselen bir değer haline gelmiştir. 1789 Fransız Devrimi'nde bir anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı.

20.yüzyılda demokrasi hızlı bir değişme ve gelişme göstermiştir. 20.yüzyıldaki dünya savaşları ve soğuk savaş sonrası birçok bağımsız devlet ortaya çıktı. Diktatörlükler ve bloklar dönemlerinin ardından liberal demokrasinin yaygınlaştığı görülmüştür.

Demokrasinin Araçları
Demokrasinin araçlarını genel olarak Meclis (Parlamento), Siyasi partiler, Anayasa, Sivil toplum örgütleri, Kolluk kuvvetleri şeklinde sıralamak mümkündür.

Demokraside meclis, rekabet ve eşit oy ilkeleriyle halkın temsilcilerinin oluşturduğu bir kurumdur.

Partiler temsil işlevi için kullanılan araçlardır. Demokratik ülkelerde siyasi parti, bireylerin aktif siyaset yapacakları alanlardan biri ve en önemlisidir. Her bir partinin çok sayıda görüşü temsil ettiği düşünülür.

Bu halkın egemenliğinin meclise daha fazla yansımasını sağlarken, mecliste farklı görüşlerde bulunan birçok parti olduğu için istikrarın sağlanması güçleşir.

Anayasa, bir devletin temel kurumlarının nasıl işleyeceğini belirleyen yazılı belgelerdir. Ayrıca kişisel hak ve özgürlükler bu belgede belirlendiği için çoğunluğun yönettiği bir toplumda iktidarda olanların sınırlarını belirler. Anayasa, çoğunluğun tiranlığının kurulmasını engelleyecek bir devlet organı olarak kabul edilir.

Sivil toplum örgütleri demokrasiyle ortaya çıkan bir örgütlenme değildir ama demokrasiyle önem kazanmıştır. Birbirleriyle ortak amaçlara sahip insanların oluşturdukları grupların seslerini ve isteklerini daha fazla duyurabilmelerinin bir yoludur.

Ordu ve polis güçlerinin demokraside ne kadar bulunduğu, ne kadar bulunması gerektiği her zaman tartışma konusu olmuştur. Dış tehlikelere karşı Ordunun, iç düzen için de polisin silah tekellerinin bulunması onları demokrasi için gerekli kılmakla birlikte demokrasiyi kaldırma veya kesintiye uğratma güçleriyle de tartışma konusu yapmıştır. Gelişmiş demokratik ülkelerde sivil siyasetçiler, hem hukuk hem de fiilen ordunun üstündedir ve ordu siyasi karar alma mekanizmasının içine olabildiğince az katılır. Polis ise “yönetici sınıfın çıkarlarında hareket etmeye başlarsa ne olur?” sorusuyla düşünürlerin üzerinde durduğu bir konudur. Aristo’nun “muhafızlardan kim muhafaza edecek?” sorusu bu kaygının çok eskilere dayandığını gösterir. Polis gücünün demokrasinin sağladığı hak ve özgürlükleri kısıtlamaması ve gerektiği zaman yargıya hesap verebilmesi gerekliliği demokratik düşünürlerin ortak tavrı olmasına rağmen bunun nasıl ve ne kadar yapılması gerektiği konusu belirgin değildir.

Demokrasi ve İnsan Hakları
İnsan hakları, tüm insanların hak ve saygınlık açısından eşit ve özgür olarak doğduğu anlayışına dayanır. İnsan hakları, her bir bireye bağımsız seçim yapma ve yeteneklerini geliştirme özgürlüğü sağlar. Eğer insan hakları bireyin eksiksiz gelişmesi için gerekli bir koşulsa demokratik toplum da, bireyin gelişimi için gerekli çerçeveyi oluşturması bakımından bu hakların kullanılması noktasında gerekli bir koşuldur.

Batıya göre oldukça yeni olan demokrasimiz kısa zamanda hayli yol almıştır. Halk artık daha bilinçli bir şekilde tercihini yapmakta, toplumsal ihtiyaçlara cevap veren, sorunları çözen partilere şans tanımakta, başarısız olanları ise elemektedir.

Halk iradesinin idareyi oluşturmasında önemli bir araç olan yeni bir seçim sürecine girmiş bulunuyoruz. 22 Temmuz seçimlerinin ülkemize, milletimize ve ilimize hayırlar getirmesi dileğiyle...
Yrd.Doç.Dr. Orhan Çınar

3/7/2007

Yönetim

Birlikte yaşamak zorunda olan insanların ortak amaçlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapmaları kaçınılmaz bir olgudur. İşin başarılması, amacın gerçekleştirilmesi etkili bir yönetim süreci ile sağlanabilir. Yönetim, belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere insan ve diğer kaynakların etkin ve verimli bir biçimde koordine edilmesidir. Yönetim ile ilgili olarak tarihte birçok düşünürün görüşlerine rastlamaktayız. Aşağıda bunların bazıları verilmektedir. Birlikte yaşamak zorunda olan insanların ortak amaçlarını gerçekleştirmek için işbirliği yapmaları kaçınılmaz bir olgudur. İşin başarılması, amacın gerçekleştirilmesi etkili bir yönetim süreci ile sağlanabilir. Yönetim, belirli bir amacı gerçekleştirmek üzere insan ve diğer kaynakların etkin ve verimli bir biçimde koordine edilmesidir. Yönetim ile ilgili olarak tarihte birçok düşünürün görüşlerine rastlamaktayız. Aşağıda bunların bazıları verilmektedir.

Sokratres: Hayatın temel amacı mutluluğun sağlanmasıdır. Mutlu olabilmek için erdemli olmak gerekir. Erdem, iyiyi kötüden, doğruyu yanlıştan ayırt edebilme kabiliyetidir. Erdem öğrenilebilir. Dolayısıyla öğrenen herkes erdemli olabilir. Toplumu erdemli insanlar yönetmelidir. Erdemin öğrenilebilmesi sebebiyle, toplumun soylular veya güçlüler tarafından yönetilmesi gerekmez. Toplumun yönetiminde soylu azınlıkların değil, iyiyi ve doğruyu bilen insanların hakim olması gerekir.

Platon: Devletin temel görevi insanların ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini ve mutlu olmalarını sağlamaktır. İnsanlar yaratılış olarak birbirlerine benzemezler, farklı yeteneklere sahiptirler. Herkes yeteneğine göre bir işte çalışmalıdır.

Aristotales: Devlet bir kişi, azınlık veya çoğunluk tarafından yönetilebilir. Her ne şekilde olursa olsun eğer yöneticiler ortak amacı sağlamaya yönelik davranırsa, iyi ve adil bir devlet ortaya çıkar.

Machiavelli: Yönetim, halkın mutlu olacağı bir düzen kurmalıdır. Hükümdar iyi, merhametli ve erdemli olmalıdır.

Farabi:İnsan, tabiatı gereği medenidir ve toplu halde yaşar. Yeme içme gibi ihtiyaçlar dışında insanın hedefi olgunluğa erişmektir. Olgunluk, mutluluk için şarttır. Mutluluğu engelleyen her şey kötüdür. İnsanlar birbirlerinden farklı özelliklerde yaratılmışlardır. Çoğu Kimseler mutluluğa erişmek için ne yapacaklarını bilemezler. Bu konuda bir öğretici, yol göstericiye ihtiyaç vardır. Başkalarına kılavuzluk edebilecekler yönetici, diğerleri yönetilendir.

Nizam-ül Mülk: Padişahın temel görevi, adaleti sağlamak, kötülük ve zulmü ortadan kaldırmaktır. Padişah; vezirler ve diğer memurların halka iyi ve adil davranmasını sağlamalıdır. Devlet görevlileri seçilirken işin ehli olanlar tayin edilmelidir. Adil ve başarılı olmak için padişah, alimlerle ve uzman insanlarla istişare etmelidir.

Yusuf Has Hacip: İnsanın amacı her iki dünyada da mutlu olmaktır. Mutluluğun sağlanması; akıl, bilgi ve erdemle olur. Adalet herkese eşit şekilde uygulanan kanunlarla sağlanır. Devlet, halk için ve halka hizmet için vardır. Devletin başında işten anlayan bir bey olmalıdır. Bey aynı zamanda bilge kişilere itibar etmeli, onlara danışmalıdır.

Gazali: Devlet başkanı halka adaletle muamele etmeli ve zulümden kaçınmalıdır. Adalet ile dünya mamur olur, halk ise güven ve huzur bulur. Başkan, bulunduğu makama layık ve ehliyetli olmalıdır. Devletin çöküş sebepleri, başkanın danışmayı terk etmesi, tek başına karar vermesi, gururlanma, ahlaki düşkünlük, işin ehil olmayanlara verilmesidir.

İbn-i Haldun: Herkes devlet işini yapamaz. Bilgi ve kabiliyet olarak üstün özelliklere sahip olanlar bu işin üstesinden gelebilir.

Koçi Bey: Devlet yönetiminin iyi olduğu zamanlarda padişah divanda hazır bulunur, adalet dağıtırdı. Memleket, millet, bütün halk, hazine, para, Ordu ve diğer işlerle meşgul olurdu. Karar almadan önce danışır, etrafındaki yöneticileri iyice tanır ve kendi aile fertlerinin devlet işlerine karışmasına izin vermezdi. Devlet görevleri işin ehli olan insanlara verilirdi. Devletin devamı ilim, ilmin devamı alim ile olduğu için, her yerde alimlere saygı duyulur ve itibar gösterilirdi. Doğruyu, hak ve adaleti esas alan alimler bunu padişaha ve halka çekinmeden söyler ve yanlışların düzeltilmesi için uğraşırlardı. Daha sonraları padişah, devlet işlerini yapmayı terk etmiş, divana katılmayıp perde arkasında kalmayı tercih etmiş, böylece bozulma tohumları atılmıştır. Bu durum padişahın kendi etrafındaki yöneticileri tanımasını önledi. Saray ve çevresi söz sahibi olmaya başladı. İşin ehli olanlar değil, saray ve çevresi ile arası iyi olanlar görev yapmaya başladı. Bunlar için makamlarını korumak her şeyden önemli hale geldi. Dalkavukluk, rüşvet, iltimas, yağcılık yönetim kademelerinin başvurduğu yollar oldu.

Bu görüşleri özetlemek gerekirse;

Yöneticiler; insana değer vermeli, insanı merkeze almalı, bilgi, eğitim, istişare, adalet, işin ehil olana verilmesi konularına dikkat etmelidirler. Bundan sonra sorunların kendiliğinden çözüldüğü, tüm kesimlerin mutlu olduğu görülecektir.
Yrd.Doç.Dr. Orhan Çınar

3/7/2007

İletişim

İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanlar birbirleriyle iletişim aracılığıyla ilişki kurarlar. İletişim, kişi ya da kişilerin karşılıklı bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşma sürecidir. İnsanlar düşünce, duygu ve isteklerini sözel ve sözel olmayan çeşitli mesajlarla birbirlerine aktarırlar. Karşılıklı iletişim, karşılıklı etkileşime yol açar.İnsan sosyal bir varlıktır. İnsanlar birbirleriyle iletişim aracılığıyla ilişki kurarlar. İletişim, kişi ya da kişilerin karşılıklı bilgi, duygu ve düşüncelerini paylaşma sürecidir. İnsanlar düşünce, duygu ve isteklerini sözel ve sözel olmayan çeşitli mesajlarla birbirlerine aktarırlar. Karşılıklı iletişim, karşılıklı etkileşime yol açar.
Bize yöneltilen bir mesajı tam olarak anlamak, veya bir mesajı aynı şekilde başkalarına tam olarak aktarmak son derece güçtür. Bu yüzden iletişim çoğu kez eksik kalır, çarpıtılır ya da yanlış anlamayla sonuçlanır. Bu durumda kişisel ya da toplumsal düzeyde bir takım iletişim sorunları ortaya çıkar. Yanlış anlama veya yanlış anlaşılma sıkça karşılaşılan durumlardır.

Bu bağlamda iletişim sorunlarını çözmeden, kaliteli bir yaşam sürdürmek olanaksız gibidir. Sağlam bir kişiliğin yanı sıra iletişim becerilerini de geliştirmek gerekir. Ancak, iletişim bilgi ve becerilerinin yanında sevgi, anlayış ve hoşgörü yoksa her türlü iletişim becerisi yalın ve anlamsız kalır.

Sağlıklı bir iletişimin gerçekleşmesinde empati (duygudaşlık) önemli bir kavramdır. Empati, kendini karşıdaki kişinin yerine koymak, önyargıdan uzaklaşmak, duyguları paylaşmak anlamına gelmektedir. Buna halden anlamak da diyebiliriz. Kişilerin davranışlarının tam ve kesin sebeplerini bilmeden hüküm vermek bizi doğru olmayan noktalara götürebilir.

İnsanlarla ilişkilerimizi belirlemede belirleyici olan sağlıklı bir iletişimin önemini daha iyi kavramak için Ezop’un şu hikayesine kulak verelim.

Ezop, yaşadığı çağın tanınmış bilginlerinden Ksantus’un kölesi imiş. Ksantus, bir gün Ezop’a demiş ki: “Çarşıya git, bu akşamki misafirlerime en iyi, en lezzetli yemekleri yapmak için ne gerekiyorsa satın al.”

Fakat Ezop’un ziyafet için pişirdiği bütün yemekler, yaptığı tatlılar hep “dil”den yapılmıştı. Ksantus, Ezop’a misfirleri önünde bağırmış: “Nedir bu kepazelik? Ben sana en lezzetli, en tatlı temekleri yap dedim. Sen hepsini dilden yapmışsın.”

Ezop şu cevabı vermiş: “Evet, efendim, en lezzetli yemekleri, en nefis tatlıları hep dilden yaptım. Dünyadaki en güzel şey dildir. İnsanlar dilleriyle anlaşırlar, tanrılara dilleriyle dua ederler, diğerlerine karşı sevgilerini dilleriyle anlatırlar. Dünyadaki en iyi, en tatlı, en güzel şey dildir. Dil olmasaydı, insanların hali ne olurdu?”

Aradan zaman geçmiş, Ksantus yine bir ziyafet vermek istemiş. Ama bu defa Ezop’tan en kötü yiyecekleri hazırlamasını istemiş.

Ezop, bir önceki ziyafet gibi, çorbadan tatlılara kadar bütün yiyecekleri dilden yapmış ve sebebini de şöyle anlatmış: “Gerçi, dünyadaki en iyi, en tatlı, en güzel şey dil ise de, zaman zaman en acı, en çirkin, en kötü şey de dildir. İnsanları, birbirlerine gücendiren, kızdırtan, aralarını açan da dildir. İnsanların başına gelen felaketlerin sebebi bir çok defa onların dilidir.”

3/7/2007

Ağrı'nın Sanayi Potansiyeli

Sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan incelendiğinde Aprı, 81 il içinde son sıraya düşmemek için uğraş veren şirin bir ildir. Sanayinin gelişmemesinin yanında ağır coğrafik ve iklimsel  koşullar, yaşamı zor kılmaktadır. En önemli hammadde kaynağı olan hayvancılık genelikle geçimlik ve ticari amaçlarla yapılmaktadır. Faal nüfusun ancak %1,3’ü sanayi sektöründe çalışmaktadır. Sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan incelendiğinde Ağrı, 81 il içinde son sıraya düşmemek için uğraş veren şirin bir ildir. Sanayinin gelişmemesinin yanında ağır coğrafik ve iklimsel koşullar, yaşamı zor kılmaktadır. En önemli hammadde kaynağı olan hayvancılık genelikle geçimlik ve ticari amaçlarla yapılmaktadır. Faal nüfusun ancak %1,3’ü sanayi sektöründe çalışmaktadır.
Bu haliyle bakıldığında Ağrı oldukça fakirdir. Ancak ekonomik açıdan fakir olsa da insanının gönlü zengindir. Bu gönlü zengin insanların daha zengin hayat şartlarına kavuşmasında sanayinin gelişmesi önemi bir unsurdur.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından 2004 yılında hazırlanan “Ağrı Sanayi Potansiyeli ve Yatırım Alanları Araştırması” adlı çalışmada Ağrı’nın SWOT analizi yapılmıştır. Bu çalışmayla ilin kuvvetli ve zayıf yanları ile birlikte fırsatlar ve tehditler ortaya konulmuştur. SWOT analizinde kuvvetli ve zayıf yanlar, ilin kendisiyle ilgili olup bir iç analizi ifade etmektedir. Fırsatlar ve tehditler ise  çevserel faktörere ilgili olup bir dış analizi ifade etmektedir. Bölgede yatırım yapmak isteyenler için bir rehber niteliğinde olan bu analizin bir özeti aşağıda verilmiştir.

Kuvvetli Yönler
• Komşu ülkeler ile sınır ticareti yaygınlaştırılırsa pazarlama şansı yüksek
• Hayvan potansiyelinin ve çayır-mera alanlarının fazla olması
• Jeotermal enerji varlığı
• Su kaynaklarının oldukça zengin oluşu ve kirlilik probleminin olmaması
• Üretim maliyetlerinin düşük olması
• İldeki pazarın büyük firmalarca parsellenmemiş olması
• Diğer illere önemli ölçüde canlı hayvan sevkiyatı
• Tatlı su balıkçılığı için yeterli su kaynağı potansiyeli olması

Zayıf Yönler
• Üreticiler yeniliğe kapalı
• Sınır ili olması nedeniyle kaçak ve kontrolsüz hayvan girişi, populasyonda yerli ve verimsiz ırkların fazla olması
• Doğal kaynaklar ekonomik olarak kullanılmıyor
• Orman ve ağaçlandırma çalışması yetersiz
• Tarımda toprakların çok parçalı oluşu, yetersiz teknik alt yapı
• Pazarlama konusunda yetişmiş iş gücü eksikliği bulunmakta
• İşbirliği ve ortak hareket etme kültürünün gelişmemiş olması
• İklim, ağaçlandırmada bir çok tür ve çeşit için elverişsiz koşullar

Fırsatlar
• Gürbulak gümrük kapısı kullanılarak pazarlama şansı arttırılabilir
• Yeterli olan su potansiyeli su ürünleri üretimi için değerlendirilebilir, verim artışı sağlanabilir
• Hayvancılığa uygun mera ve çayır alanlarının fazla olması
• İlde inşa halindeki barajların tamamlanması
• Çevre Bakanlığının ÇED Yönetmeliğinin taşra teşkilatları tarafından hassasiyetle uygulanması
• Ağrı Dağı ve çevresinin Milli Park ilanı, Dünyaca ünlü tarihi ve doğal merkezlerin varlığı
• Pazarda dağınık küçük guruplar yerine toplu büyük tüccar konumuna dönüşmesi

Tehditler
• Sınır il olması nedeniyle, sınırdan giren kaçak hayvanlarla hastalık girişi olması, denetimin yeterince yapılmaması.
• Meraların sürülerek tarla haline getirilmesi ve tarım arazilerinin amaç dışı kullanılması sonucu kaynaklar tehdit altında
• Rekabet gücü ve sermayenin yetersiz olması
• Küçük ve parçalı aile işletmeciliği yaygınlığı
• Plansız üretim nedeni ile ilerde oluşabilecek bir üretim fazlası problemi
• Üreticilerin eğitimsiz ve yeniliklere kapalı olması ve kimyasalların bilinçsiz kullanılması nedeniyle toprak yapısının bozulması
• Kontrolsüz sulama ile drenaj problemi oluşması
Yrd.Doç.Dr. Orhan Çınar

« Önceki ::